BoJack Horseman’a her ne kadar 10 üzerinden 8 vermiş olsam da (biliyorsunuz verdiğimiz notlar çok önemlidir =P) hem canım Gamzeciğimin bana armağını olduğu için hem de kendimi ne yazık ki BoJack’in yerine koymaktan alıkoyamadığım için el üstünde tutarım. Dizinin 3. sezon finalinde çalan ve birazdan Türkçeleştireceğimiz bu şarkı, aslında şarkıcıların/ünlülerin ne kadar yalnız ve büyük…
Category: Müzik
Mükemmele çeyrek kala: Kırıldı Vazo – “Hepsi, hepsi yalan mıymış?”
Şenceylik benim ne diyeceğimi çok umursamaz ama birilerinin de çıkıp doğruları yazması lazım ki kişi ilerleyebilsin. Maalesef (aslında daha çok iyi ki) hayatımız “YouTube’da dislike sayısını göstermeyelim, dümenden de olsa üreteni teşvik ediyor gibi görünelim” kafasında ilerlemiyor. Kimi insan için kusurlar, bir bakıma, o kişiyi bilhassa sevme biçimlerini oluşturur. Denir ki yamuk bir burun, tam…
Her kaldırılan taşın altından Sezen Aksu çıkması üzerine
Hava yağmurlu. Kedi arkada meeaaauuuuğğğv çığlıkları atarken, Yonca Evcimik-Vurula Vurula çalmaya karar veriyor radyo. Aiihhhy çok severim diyerek ses veriyorum. Şarkı bitiyor. Biter mi? 2023 insanı için hiç şarkı bir kere dinlenip tadında bırakılabilir mi? Bırakılmaz elbet. Peki ben farklı mıyım sanki? Yooo, gayet telefondan bulup, bin kere filan daha dinliyorum üst üste. Sonra elbette…
Kafama Göre Şarkı Çevirileri #6 – “Comedown – Joesef”
Geçenlerde mektup arkadaşımın küçükken yapmayı sevdiği şeylerden bahsederken “kaset doldurmak” demesi beni bütünüyle dağıttı. Hemen duygusal ceketimi giydirdi. Merak etmeyin, bununla ilgili bir anımı filan anlatmayacağım. Sadece şöyle bi’ düşündüm, kimlere neler neler verilirdi, kimler neler neler dinlemezdi. Hangi şarkılar ne tür zorluklarla keşfedilir, or’dan bur’dan bulunur ve mana yüklenirdi… Kasetlerin genelde bir yüzü eğlenceli…
Beni Terk Etmedi, Beni Bırakıp Gitmedi!
O kadar zaman olmuş ki blog yazmaya başlayalı… Taaaa Yasemin Moriler döneminden beri bir şeyler karaladığımı uygulamanın birinin sürpriz yapıp, başlıkta sözleri geçen parçayı bana çalması ile fark ettim. Kendisi ile bire birde tanışma şansım olmadıysa da, tıpkı Nedim Saban yahut Yekta Kopan’a yaptığım gibi blogumu takip ettirmek adına onun bloguna da yorumlar yapar, uzaktan…
Mayıs Şarkıları
Mayıs ayının ötekilerden daha karizma, daha kuul bir hâli var hep. Birçok yerde sezon biter, yaz başlar, türlü buluşmalar, başlangıçlar ve sonlar bu aya denk gelir. En sevilen uzun aydır. Mayıs bitince, yazın üç aylarının göz açıp kapayıncaya dek biteceğini bilirsiniz eğer yeterince pesimist iseniz, değilseniz yaz geliyor diye sevinirsiniz, üzülmeyin canım. Mayıs denilebilir ki…
Söyliciiz
2020’nin son günü vesilesi ile bu yıl en çok dinlediğim 5 yabancı şarkının, en sevdiğim kısımlarını yazacağım. Amma da kıytırık laf oldu. Neyse. Canım bunu yapmak istedi. 1-Morrisey – “We’ll Let You Know” Şarkıyı nerede duyduğumu çok hatırlamıyorum. (Bir ihtimal Mid90s filmi diye düşünüyorum.) Zaten zınk diye şu aşağıda yazacağım şekilde başladığı için, benim sevmeme…
Kafama Göre Şarkı Çevirileri #5 – “Mr. Blue – Catherine Feeny”
Nasıl oldu bilmiyorum. Aslında biliyorum. Evet evet. Aklıma düştü. Önceleri yazan, epey sevdiğim -belki de hayranlık demek daha doğru- bir blog yazarının sitesine girdim, kapatmadığını görünce sevindim, profiline dokundum, pa-pardon tıkladım. Takip ettiği blogların hepsine tıkladım, tek tek, ki bu en az yarım saatimi aldı, ve sonra hâlâ açık olanları sekmede bıraktım, ötekileri tek tek…
Kafama Göre Şarkı Çevirileri #4 – “I Contain Multitudes – Bob Dylan”
Eskiden, idolüm de diyebileceğim seviyede sevdiğim çok fazla sanatçı vardı. Küçüklüğümü düşünüyorum mesela sporcular (evet, sanatçı sporcular) çok fazla yer kaplıyordu: Hagi, Jordan, Iverson, Ronaldo… Sonra biraz büyüdüm oyuncular aldı yerini Al Pacino, Al Pacino ve Al Pacino. Daha sonra kurmaca yazarları, sonra sonra filozoflar ve şimdilerde psikiyatrları seviyorum… Ama bütün bunları içinde barındıran biri…
Yemek Yaparken Tutturulması Gereken Parçalar
Zannediyorum Ali Gül ile ikinci çalışmamdı. O gün de yağmur var mıydı anımsayamıyorum. Birkaç demo tam da istediği gibi gitmemişti. Olmadık yerde nefes alıyor, bilinmedik yerde duraksıyor, kavşakları duraklar hak getiriyordu. Bizden, daha doğrusu benden bıkmış olacak ki stüdyonun arkasındaki salona doğru yollandık. “Marş, marş!” Bunca yolu söylev dinlemek için mi geldim diye söylenmek üzereydim. Koltuklardan…









