“Paylaşman gereken acıyı iki katına çıkardın, hafifletmen gereken ıstırabı azaba dönüştürdün.” -Oscar Wilde, De Profundis I’m Thinking of Ending Things‘i ben çevirmiş olsaydım, ve biraz da uçarı, ne bileyim gerçek bir edebiyatsever olsaydı başımda, Ömer Lütfi Mete’nin Gülce şiirinde geçen o mısrayı seçerdim başlık olarak: Uçurum Kenarındayım Hızır. Uçurumun kenarı deyince de aklıma hep…
Yas Günlükleri #1
Şairler ne düşünür bilmem. Şiirin tamamına mı bakmak lazım gelir yoksa şiirin geri kalanını önemsiz kılan mısra diye bir şey gerçekten mi vardır, hiç bilemiyorum. Sözgelimi “hüzne yer var hayatımızda“. Cânân ile şiirimiz. Cânân bilmese de ben şiirimiz demeyi seviyorum. Yorumu attıktan sonra okuduğum, sevdiğim, anladığım, sıklıkla kullanmaya başladığım için. Ve hep de yanlış yanlış,…
Kafama Göre Şarkı Çevirileri #11 (Crying, Laughing, Loving, Lying – Labi Siffre)
Hikâye anlatıcılığındaki bu twist denen naneyle, şaşırtmacalıkla, müthiş bir derdim var. Bir yandan inanılmaz seviyorum (eskiden kendim de yapar/yapmaya çalışırdım) bir yandan da okuru/izleyiciyi kandırmak (yani en başta yazarın kendi kendini) gibi geliyor, tiksiniyorum. Oysa belki ne sevme ne nefret gerek. Her iş gibi, yerine göre güzelleşen yahut berbat edilen bir anlatım tekniği gibi görmek……
Barış Karamuço, Ağlayan abi, Sinoplu, Bembayaz olan kız ve Babam
Gece 2, can havliyle bağırıyor. Babam. Anlamıyoruz. Dişleri yok, motor bölümü çoktan bozulmuş. O mu, bu mu, şu mu? Yüz-on-iki, diyor. Bozulmamış diye azıcık seviniyor, haldur huldur hazırlanıp, telefonu tuşluyoruz. Ambulans ist… Hastamı… Hastamızın ağ… Evet… Evet, evet va… Hastamızın ağzından kan geliyor. İmam sakal-bıyıklı bir doktor. Önce şaşkınlığını gizleyemiyor sonra güzel bir hastaneye yerleştiriyor…
Simmy…
Bir doğum günü mesajını ne kadar geç görebilirsiniz? Hele ki bu bir zamanlar dünyayı ateşe vereceğiniz kadar sevdiğiniz bir dosttan, sevgiliden, Simmy’dense? * Ayran içip ayrı düştüğümüz arkadaşım hatırlatıyor Simmy’yi, bu yazın başı olmalı. En şeyi oydu senin, diyor. Anlıyorum… Aslında o değildi gibi bi’ şeyler demek istememe rağmen -nasılsa- susuyorum. Belki haklı… En şey……
Sıkılmalısın, sıkılmaya ihtiyacın var, ve hatta, sıkılmak normaldir
Bilgi sahibi olmakla bilge olmak arasındaki farkı düşünüyorum son zamanlarda, sıkça. Komiği, yapılan salaklıklarla hatırlanan 10’lu yaşların sonundan 20’li yaşların ortasına dek bilge biriymişim çıkarımında bulunmam oluyor. Her defasında. Bugün bunun farkına varmam bir profesörün attığı video sayesinde oldu, yarın belki o günlerde yazdığım bir e-postayı yeniden okuduğumda olur, bilemiyorum. (Ve bu şekilde başladığım denemelerde…
Çocuk arkadaşlar ve daha çok seven olmak
“Muhammet, Muuuhammet, Muhammmmmeeeeeğğğğt!” Mami nihayet pencerede. Ne oldu, diye soruyor. Gelsene, diyor isimsiz. Onsuz da zevkliymiş ama onunla daha da zevkli oluyormuş maç. Annesi izin vermiyormuş. Bu öğlen sıcağında, kızıyormuş. Akşama, diyor. E, gel, napıyon ki, normal muhabbet ederiz, diyor isimsiz. Olmaz gibisinden bir işaret yapıyor büyük ihtimal Muhammet. Saatler sonra bir deneme daha yine…
Neden Pablo Neruda’dan daha iyi mektup yazamıyorum?
Jane Austen Kitap Kulübü adlı filmde geçen, duyduğum en afili alıntılardan birini bi’ beş sene kadar önce şurada (yazının ortalarına doğru, fotoğraflı) kullanmıştım. (En iyisi filmi de tekrar izlemek, yazı bir bitsin de.) Canım okur, üzülerek hemen belirtmeliyim ki, bu yazı o beş sene önceki yazı kadar güzel olmayacak. Eğer uzun zamandır doğru dürüst bir…
Tam ben de böyle hissediyorum #5 – Thomas Bernhard ve otobiyografik beşlemesi: Bir Çocuk
Bir Çocuk (Çev. Kemal Göztepe) “Hiç kimse bulamadı ve hiç bulamayacak.” -Voltaire Bu alıntıyı çok seviyorum. Alıntının kendisine, anlatmak istediğine ve felsefesine bitiyorum. Bana kalırsa buradaki “bulamama”yı ve “bulamayacağı” hayatımızda en kolay ulaşılabilir olandan tutun da en ulaşılmaz olana dek düşünebiliriz. Burnumu/ağzımı/dişimi bir yaptırsam benden kralı olmayacaktan bir evim olsa şöyle böyle olacağa, 100 bin…
Dirim Ortaklarımız #2 – “Erotologya?” ve Hulki Aktunç
“Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek’e ne buyurulur? Saygıdeğmez kendileri, heykelde cinsellik görüp ‘böyle sanatın içine tükürüyorlarmış’. O tükürük, kendi yüzlerine dönmez mi? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken, Tayyip Erdoğan, bale sanatı için ‘belden aşağı’ deyimini kullanmıştı. Görebildiği tek şey belden aşağı’ydı, baleden aşağıydı da ondan. Bu başkanlar kendi meşreplerince ‘Müslüman’dır ve inançlarını ne derekeye…









