Bir doğum günü mesajını ne kadar geç görebilirsiniz? Hele ki bu bir zamanlar dünyayı ateşe vereceğiniz kadar sevdiğiniz bir dosttan, sevgiliden, Simmy’dense? * Ayran içip ayrı düştüğümüz arkadaşım hatırlatıyor Simmy’yi, bu yazın başı olmalı. En şeyi oydu senin, diyor. Anlıyorum… Aslında o değildi gibi bi’ şeyler demek istememe rağmen -nasılsa- susuyorum. Belki haklı… En şey……
Category: Edebiyat
Tam ben de böyle hissediyorum #5 – Thomas Bernhard ve otobiyografik beşlemesi: Bir Çocuk
Bir Çocuk (Çev. Kemal Göztepe) “Hiç kimse bulamadı ve hiç bulamayacak.” -Voltaire Bu alıntıyı çok seviyorum. Alıntının kendisine, anlatmak istediğine ve felsefesine bitiyorum. Bana kalırsa buradaki “bulamama”yı ve “bulamayacağı” hayatımızda en kolay ulaşılabilir olandan tutun da en ulaşılmaz olana dek düşünebiliriz. Burnumu/ağzımı/dişimi bir yaptırsam benden kralı olmayacaktan bir evim olsa şöyle böyle olacağa, 100 bin…
Dirim Ortaklarımız #2 – “Erotologya?” ve Hulki Aktunç
“Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek’e ne buyurulur? Saygıdeğmez kendileri, heykelde cinsellik görüp ‘böyle sanatın içine tükürüyorlarmış’. O tükürük, kendi yüzlerine dönmez mi? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken, Tayyip Erdoğan, bale sanatı için ‘belden aşağı’ deyimini kullanmıştı. Görebildiği tek şey belden aşağı’ydı, baleden aşağıydı da ondan. Bu başkanlar kendi meşreplerince ‘Müslüman’dır ve inançlarını ne derekeye…
Tam ben de böyle hissediyorum #4 – Thomas Bernhard ve otobiyografik beşlemesi: Soğukluk (Bir Dışlanma)
Bu yazıların hepsini (bu söyleyeceklerim hariç) aslında çok önce yazdım, ve peyderpey yayımlıyorum. Bu benim otobiyografik seride en sevdiğim etkilendiğim kitap. (Sevgi için biraz başka şeyler devreye giriyor.) Ancak öteki üç kitap üzerine konuştuğum, kendimin sandığım fikirlerin aslında burada olmasına bir o kadar şaşırdım diyebilirim. * Soğukluk – Bir dışlanma (Çev. Nadide Amasyalı) “Her hastalık,…
Cemal Süreya: Bir Nesir Ustası
“Güzel denen şey, biraz da o şeyi güzel bulduğumuz ya da güzel bulmaya hazır olduğumuz için güzeldir.” –C. S. İpek’ten bir mesaj. Can’da indirim var. Koş. Koşmadım, ağır ağır, hantal hantal yürüdüm, sürüm sürüm sürüdüm ayaklarımı. Son günlerine dek. Kitaplar, okunmamış kitaplar çoktandır baskı oluşturuyordu üzerimde. Bakasım yoktu, hızlı hızlı aşağıya indim. (Elbette indirimler internetteydi.)…
Tam ben de böyle hissediyorum #3 – Thomas Bernhard ve otobiyografik beşlemesi: Soluk (Bir Karar)
Soluk – Bir Karar (Çev. Ebru Omay) “İnsanlar ölümü, yoksulluğu ve bilisizliği (cahilliği) aşmakta aciz kaldıklarından, bunları düşünmemekte uzlaşmaya varmışlardır.” Sevgili Ebru Omay’ın bilisiz çevirisini çok beğendim. (Parantez içini ben ekledim.) Ölüm ve yoksulluğu aşma sanırım her kültürde aynı anlama çıkabilir. Daha sağlıklıyız diyemesem de artık daha yaşlı ölüyoruz (kimileri buna ölemiyoruz bile diyor) ve…
Tam ben de böyle hissediyorum #2 – Thomas Bernhard ve otobiyografik beşlemesi: Mahzen (Bir Vazgeçiş)
Mahzen – Bir Vazgeçiş (Çev. Mustafa Tüzel) “Ansızın duyumsadım ki varoluşum yeniden yararlı bir varoluştu.” Bu eskiden değil, tam şu zamanlarda daha çok hissettiğim bir duygu durumu. Sanki yaşamamın bir yararı yok gibi. Bakın değeri ya da öneminden bahsetmiyorum. Düpedüz kimseye yarar sağlamadığından… Hastanedeki hastabakıcıları düşünüyorum, hemşireleri, hatta o uyuz doktorları… Hepsinde, hepsi de, bu…
Tam ben de böyle hissediyorum #1 – Thomas Bernhard ve otobiyografik beşlemesi: Neden (Bir Değini)
İstiklal’in tam da eski İstiklal gibi olmadığı ama yazarımızın anca yetişebildiği o dönemde, polislerin etrafını sarıp sarmalamadığı bir YKY varmış. İnsanlar önce Can’a sonra buraya gider, Galatasaray ya da Çiçek Pasajı’nın önünde sevgili ya da arkadaşlarını bekler, aldıkları kitapları gösterir, hediyelerini verirlermiş. Sonra çay-kaffelerini içer, onu-bunu yer, birbirlerini önemser, -utanmıyorlarsa- gözlerinin içine bakarlarmış. Genelde renkli…
Editör Ceketim #4 – Charlie Brown Serisi & Can (Mundi) Yayınları
İngilizcelerine sahip olduğum kitapların, bir de Türkçeleştirilmiş baskılarını okumayı pek tercih etmiyorum. İstisnalar olmuyor değil tabii. Kendimce büyük bi’ Peanuts hayranı/koleksiyoneri olduğumdan, Mundi’nin yayımladığı, kapakları hapharika (yeni bir pekiştirme sıfatı) 6 kitaplık o seriyi; o renkleri, o puntoları, o büyüklüğü, o baskı kalitesini görünce paraya kıyıp, satın almıştım. Bir yerlerde, kafamın başka hiçbir şeyi almadığı…
İki Satır, İki Satırdır: Bir Edip Cansever Savunması
Denir ki şairler âşık olduğu kişiyi değil, âşık olma ediminin kendisini sever. (Nasıl kelime oyunları ama, yani biraz düşününce.) Sevdiğini yüceltir, mektuplarını kafasında yarattığı o kişiye yazar. Ahmet-Mehmet, Ayşe-Fatma, Maya-Mira, Ada-Su aslında önemsizdir. Buna çok fazla katılsam da, yaşanan hayal kırıklıklarından sonra şairin iyiden iyiye içe, içine, en derine, özüne dönmesinin, küskünleşmesinin, yalnızca ve yalnızca sanatına…









