Merhabalar dostlar, Bu dostlar lafına çok uzağım ama gerçek ve içten bir dostlar bu, yapmacık değil. Hayata yetişmeye çalışırken yazılara yetişemiyorum. Gerçi bu ayın ikinci haftasından itibaren yazı bonbasına (evet, n) şimdiden hazırlıklı olun. Bunun için siteye üye olmayı, bildirimlerini açmayı falanfilan, of. Neyse o değil, DEĞİL, elbette, YANİ….. Bin senedir yazıyorum artık, ne yapacağınızı…
Category: Köşe Yazısı
Din Kültürü ve The Cave üzerine
Bu bahsedeceğim konu epeydir aklımda ve dilimde olduğu için önce blogda benzer bir şey yazıp yazmadığımı arattım. Ne garip ki -garip mi gerçi gerçekten, çok da emin değilim- yazmamışım. Hemen söylüyorum: Din kültürü hiçbir zaman seçmeli ders olmamalıdır (tam tersine ahlak bilgisi seçmeli olabilir bak, nedenlerine geleceğim), muhakkak okutulmalıdır. Ama elbette hakkı verilerek. Ben, ve…
Türkiye 19 Yaş Altı Kız* Voleybol Takımı hakkında
(Bu yazı Bulgaristan ile oynadığımız Dünya Şampiyonası Çeyrek Final Maçı sırasında yazılmıştır.) (Ekleme: Yazıyı bitirene dek yarı finale çıktık.) Aşk ile sevda arasında çok güzel bir nüans var, bayılıyorum. Çünkü hiçbir sevda kolay kolay yeşermiyor. Şairin** de dediği gibi sevdayı büyütmek için zaman gerekiyor, aşk gerekiyor, emek gerekiyor. İlk sevdiğiniz o kitabı hatırlıyor musunuz ya…
Pamuk Prenses, ChatGPT ve edebiyat-teknoloji korelasyonu
Puppeteer dünyanın en güzel oyunlarından biri olabilirdi, oynanış açısından sürekli tekrara düşmeseydi. (Alta bayıldığım bir sahnesini bırakacağım.) Yine de bu tekrarlar, anlatılan masalın dünyanın en güzellerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’nda bahsettiği gibi biz bu sürekli söylenmiş/söylenen/söylenecek masalı en güzel kim anlatabilecek çağında yaşıyoruz artık. Puppeteer da bunu öyle güzel, öyle…
Yeter Anne — Bir Özkan Uğur ve 20 Yılda Kaybettiklerimiz Meselesi
Genelde neye ne şekilde tepki verebileceğimi kestiremiyor; kötüsü, bazı durumlarda hiç vermemem gereken tepkiler verebiliyorum. Aslında insanların içindeyken hissetmediklerimi yaşıyor, yalnız ve düşüncelerimle kaldığımda ancak gerçek hislerimi tam manasıyla kavrayabiliyorum. Özkan Uğur’un vefatının üzerinden henüz bir ay bile geçmedi. Oysa ne çok şey yaşandı o günden beri. Bu bile başlı başına beni üzmeye yetecekken o…
Yeni bir öykü kafada belirince kafada beliren öteki düşünceler
Bunu kendime niye yapıyorum bilmiyorum. Aslında düşününce, insan kendine herhangi bir şeyi zaten niye yapar çözemiyorum. İşte yine o bilindik heyecan kasırgası midemde, bağırsaklarımda ve kulaklarımdaki kızarıklıkta, sanki içlerine su dolmuş gibi hissettiğim şu basınçta ve sıcaklıkta. Yine ve yeniden, yazmadığım bir öykünün mutlak hazzını, baş dönmesini yaşamaktayım. Belki de Salinger’ın yayımlanmamakta müthiş bir huzur…
Komplo teorilerine inanmak hümanistliktir.
Evet, yıllar sonra pişman olacağım bir teorimi daha paylaşmak için buradayım. Başlık yeterince açık olsa da yazalım, komplo teorilerine inanan insanlar kesinlikle salak değil, olsa olsa nahiftir, insancıldır. Çünkü, kendilerinin tersine, insanların bu denli salak ve çıkarcı ve ihmalkâr olabileceklerine inanmaz, hatta inanamazlar. Olsa olsa bundan çıkar sağlayacak başka bir güç odağının olduğunu düşünürler. Çünkü…
Tomris Uyar’ı Seviyorum
Hayat, yaşama, direnme kelimeleri ya da “her şeye rağmen” ile başlayan cümleler benim için bazen hiçbir şey ifade etmiyor. Gerçekten. Sıfır. İşte bu hiçbir şey ifade etmeme temelde içimde bulunan müthiş şakacı ve neşeli ve coş insanla o kadar çelişiyor ki, ruh hâlimde dalgalanmalara sebebiyet veriyor. Bu yüzden bir gün müthiş iyi hissederken ertesi gün…
Sweet November 1968 versiyonu ve film izlemeyi bırakmak
Ben her şeyden önce iyi bir izleyici, okur ve dinleyiciyim. Belki kimileri benden daha iyi yazıyordur ama daha iyi okurlar mı bu çok şüpheli. (Evet, izlemek ve dinlemek de okumak ile çok bağlantılıdır sevgili okur, hatta en çok bununla bağlantılıdır.) Bu yüzden IMDB’de yalnızca bin kişinin oyladığı bu uyarlaması çok bilinen ama kendisinden hiç söz…
Genel intiba ne kadar doğru?
İnsanların hakkımda yorum yaparken söyledikleri şeylerden biri inanılmaz özgüvenli oluşum oluyor. Oysa ben hiç öyle düşünmüyorum. Ya da -dum. Hatta öyle ki, ben bu özgüvensizliğimle -ola ki- özgüvenli gözüküyor ve buna rağmen yaşamakta bu denli güçlük duyuyorsam, gerçekten özgüvensiz olan ve dışarıya da öyle gözüken insanlar nasıl yaşayabiliyor acaba diye düşünür hâlde buldum kendimi. Elbette…









