Kimi arkadaşlarım neden hâlâ filmleri arşivlediğimi soruyor, kimisi hiç de çok okunmayacağımı bilmeme rağmen neden hâlâ yazdığımı. Onlara zaman zaman neden nefes aldıklarını sormak geliyor içimden. Sormuyorum. Ya da bazen çünkü ben malım bir tek siz akıllısınız demek de geçmiyor değil aynı içten. Susuyorum. Aslında temelde kimse artık cevap almak için soru sormuyor. Yalnızca kafasındaki şablona…
Category: Köşe Yazısı
Anatomy of a Fall: NBC vs. Zeki Demirkubuz
Efem malumunuz oscar adayları açıklandı. Heykelcik için hislerim kuvvetli olmasa da iki adaylık, bilhassa yazmayı şiar edindiğimden benim için hâlâ mühimmiyatını (=PPP) koruyor: İlki; iyi, yahut gözden kaçan, yahut kolay okunan (bu tür romanlardan uyarlanan filmler çok çok başarılı oluyor genelde) kitapları öğrenmek, bilmediğimiz tiyatro oyunları ile haşırneşir olmak ya da önceden izlemediğimiz filmlerin hakkını…
Yapay Zekâ, Aşağılık Kompleksi ve İnsan
Yapay zekâyı kullanarak bir kişi Parla marşını Zeki Müren’e cover’lattı, duymuşsunuzdur. Bu da -yine ve bittabi- son derece yüzeysel tartışmaları ve sürü psikolojisini beraberinde getirdi. Genelde söylenegelen bu gibi durumların sanatçının yaşarken oluşturmaya çalıştığı mirası zedelediği yönündeydi. Ben, içimizde yaşadığımız dünya ve yasaları, önceden yaptıklarımız ve hâlâ yapmaya devam ettiklerimizden ötürü hiç de bu şekilde…
Shrinking’e dair bir iki kelam
Son zamanlarda dizi ya da film seçimlerimi (hepsini seyretmeye ömrüm yetmeyeceği için) “o an hangisini izlemek içimden geçiyorsa”ya göre yapmaya çalışıyorum. İster inanın ister inanmayın ama bu benim için son derece yeni bir olgu, sanatsepet işlerinde hayli kontrol manyağıyımdır aslında. Ama dizi ve filmlerin biraz daha “az sanat” olduğu düşüncesini (bunu yıkanlar var elbette, ve…
Moby Dick’te Astroloji, Before Sunset ve bir Sabahattin Eyüboğlu klasiği
İnsanların türlü türlü, kendine özgü iyileşme, daha iyi hissetme yöntemleri var. Bu durum özelinde başkalarından akıl alacağınız bir konu da yok ortada aslında. Herkese kalk bi dışarı çıkalım, yürüyüş yapalım fikri iyi gelmeyebilir. Kimisi için güzel bir temizlik yapmak olabilir bu iyi hissetme, kimine oje koklamak, kimine de spor yapmak belki. Bana, benim ruhuma ise…
Orhan Pamuk’a dair sevdiğim ve (hâlâ bu hataları nasıl yaptığına dair) anlayamadığım şeyler.
İki önceki yazımızda söz verdiğimiz üzere bugünkü konumuz Orhan Pamuk. Hemen belirtmem lazım ki Orhan Pamuk’a dair en sevdiğim şey Türkçe yazıyor ve her şeye rağmen Türkçe düşünüyor (bu konuda iddialıyım) olması. Bu, tıpkı Sezen Aksu’da olduğu gibi, bizim şansımız. Çünkü ne kadar iyi çevirmen olursak olalım, bir yazarı, bilhassa Orhan Pamuk gibi o bölgeye…
Bir Farah Zeynep Abdullah Meselesi: Sezen Aksu’yu Sevmek ve Yanıyom Ölüyom
Sevgili buster, sen de iyice pop yazarı oldun. Eh, insan biraz da zamanına benziyor iç ses. Her ne kadar FZA’nın hemen her dediğine katılıyor olsam da (ki kendisi gerçeklerden, olmuş olaylardan söz ediyor, yani istesek de katılmamak mümkün değil) sevdiğimiz bazı sanatçıların birtakım söylem ya da eylemleri bize, bilhassa bugünkü bize ve düşüncemize pek uymayabiliyor….
Kafama Göre Şarkı Çevirileri #8 (Kat’s Song – Laura Ellis)
Şarkılardaki oyunculukları çok seviyorum. Tam da bu yüzden canlı performanslara bayılıyorum. O anda sanatçının birden şunlara bir oyun edeyim demesine -hatta bırakın onları- bir milyonuncu keredir söylediği ve artık söylemekten bıktığı şarkıyı kendince oyunlaştırmasına bitiyorum. Gerçi… Bu şarkı öyle bir şarkı değil. ** Yine şans eseri bulduğumuz, denk düşen bir şarkı ama. Burada bu jazz,…
Afyon’daki disleksi ya da dikkat eksikliği olan çocuk hakkında (ama aslında değil)
Bugün size birkaç saat evveline dek asla yazma fikrimin bile olmadığı bir konu hakkında bir şeyler karalamak istiyorum. Çünkü artık bu hâl beni iyiden iyiye çileden çıkarıyor, o kadar ki, tümden insanlarla selamı sabahı kesmeme yol açacak bir gün. Sabah saatlerinde başlıkta geçen kardeşimizden ötürü, daha doğrusu kendisinin haberini yazan kişi yüzünden kankamla neredeyse kavga…
Bir Baba Efsanesi: Beyaz Gölge ve Türkiye’nin neden hiçbir zaman muasır medeniyet seviyesine çıkamayacağına dair bir söylem
Şöyle öğle aralarıma eşlik edecek, evden çalıştığım zamanlarda arkada çalsa yetecek türde bir dizi arıyordum. (YouTube’a ödediğim her kuruşun bu bakımdan helali hoş olsun, gerçek bi’ hazine.) Hazır basketbol sezonu da bitmiş, ve biz oyunu iyiden iyiye özlemişken aklıma Koçum Benim geldi. Tam da dizinin olduğu dönemler ben de basketbol oynuyor ve severek izliyordum. (Yani…









