Başlık biraz arak. Aman, ne var? Zizek de yapmış aynısını. 92’de. Lacan Hakkında Bilmeyi Hep İstediğiniz Ama Hitchcock’a Sormaya Korktuğunuz Her Şey diye. Asıl kitap 69’da, Dr. David Reuben tarafından kaleme alınmış, Woody Allen ise sinemaya uyarlamış. Bizimki doktordan arak. Bilelim. Bilmek mühim.
*
-buster müzik dinlemekten neden nefret ediyor, kendisi ruh hastası mı?
Öncelikle şu bilinsin ki buster busteroğlu müzik dinlemekten nefret etmiyor. Yalnızca istemediği sürece müzik açılmasından, bir yerlerde sürekli müzik çalmasından, bir şekilde müziğe maruz kalmaktan nefret ediyor. Hatta -bir saniye, bir saniye- NEFRET ediyor.
Bu durumdan her bahis açıldığında nasıl yemek hatta temizlik filan yapabildiği soruluyor kendisine, şaka yollu. (Yapmıyorum kardeşim, FALAN.)
Sıfır bilimsellikle, sürekli ama sürekli arka planda müzik çalmasının; bir şeyler dinlemenin, dinlemiyorsan da duymanın, duymuyorsan da gürültünün aslında beyni inanılmaz yoran bir süreç olduğunu söylüyor onlara. (Biraz bilimsel de konuşacağız sonra.)
İkna olmuyorlarsa, beynini sevdiğini, hatta bu dünyada en çok beynini sevdiğini, onunla çıkmak istediğini, mümkün olduğu kadar çok sıklıkla, kendisine ait o harika ve bazı bazı korkunç düşüncelerle biraz, herhangi bir yerde biraz, izin verirseniz, gönül koymazsanız, sesini en azından kısarsanız yani, birazcık da olsa yalnız kalmak istediğini söylüyor.
Büyük kararların, üzücü kararların, sevinçli hatta belki mutlu edecek kararların müzikle alınmayacağını inanıyor. “Dijital emziğe” diyor sizin buster’ınız, “maruz kalmak istemiyorum.”
Kaçmak (kendimden, nereye kaçmak hem?), kaçak dövüşmemek için, cesaretli olabilmek adına müzik dinlemediğini söylüyor: “Çünkü müzik dinlemek beyni çalıştıran ancak pasif bir eylemdir.”
Çok sevgili arkadaşları ve sevgili adayları tarafından sürekli şarkıya maruz bırakılması hatta kıpkırmızı bir bayraktır. (Hahahaha, red flag işte canım, anlayın.) Biraz da insan nasıllllllll bu kadar kendini ve listesini sevebilir diye düşündürtür bizim buster’a, narsisisttir müzik. “Nasıl bir şiir kitabını aldığımız günü baştan sona okuyup, bir daha asla görmemek üzere rafa kaldırmıyorsak,” diye ekler buster, “müziği de tıpkı öyle, yavaş yavaş tüketmemiz gerekir.”
*
5 adımda buster ile şarkı dinlemeyi öğreniyorum:
1- Şarkıyla muhakkak denk gelinmesi lazımdır. (Mesela bir filmde, başkasının listesinde, vesaire.) İlk büyü budur. Sevilen şarkıcıya dair her bir albüm fellik fellik dinlenirse o denk gelinme, gelinse de ondan etkilenme hâli muhakkak azalacaktır. (Onun da güzelliği ayrıdır ama planlı bir çalışmadır.) Vurulmak gerekir. Her şeyden önce vurulmak. Anlık nefes kesintisi. Hııııppp.
2- Şarkı asla Spotify’da dinlenmez, YouTube gereklidir.
3- Adı geçen parçanın stüdyo albüm kaydı, bütün canlı konser kayıtları eserin sahibinden dinlenir.
4- Aynı şarkının tüm kayıt ve konser versiyonları cover yapanlardan da dinlenir. (Mümkünse cover yapanın canlı performansı makbuldür, şarkıyı söylüyormuş gibi yaptıkları ama aslında stüdyoda kaydı alınmış versiyonları değil.)
5- İlk 4 madde değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
*
-Yiğit buster, bu anlattıklarının bilimsel açıklaması var mı?
Esasında yoktu, çünkü buna ihtiyaç da yoktu. Ne iyi gelirse onu yapıyor, içten içe müziğin de bağımlılık olduğunu biliyordum. Hemen herkese iyi geleceğinden de emindim, ama nasıl kanıtlayabilirdim? Sonuçta kanıtlamak istememek başka, kanıtlayamayacak olmak başka. Sonra dedim, bunu böyle düşünen birileri kesin vardır. Biraz bakındım, buldum. Kalbimi bıraktığım şu yazının alt başlığına bakın: “Huzur dediğimiz şey, genel kanının aksine, aslında zihnimizde üşüşen o düşüncelerle ilintili.”
(Daha kısası, daha uzunu, galiba aslı.)
Bunu araştıranı mı, 2014’te bunları yazanı mı, ne bileyim bu çevirdiğim tatlı lafı mı içselleştirirsin bilmiyorum canım okur ama her şey gibi müziğin de fazlası zarar. Aptallaştırmasa da yerinde saydırıyor, yaratıcı gücünü elinden alıyor. Fareler bitti, sıra insanlarda. Steinbeck baba!
