Balat’ta yaşadığım zamanlarda, Casablanca’nın dönem film afişi salona çıkan uzunca koridorun sağında dururdu. Afişi kadar filmi de sever miydim o günlerde pek anımsayamıyorum. Yüksek ihtimalle ben de Rick gibi hisseder, dünyaya, yaşananlara, tüm iyi niyetime karşın olamamışlara hınç duyardım. Filmi geçenlerde tekrar izleyince, yerli-yabancı yorumları okumaya durdum. Hiçbiri tam manasıyla beni tatmin etmemiş olacak, hakkında…
Category: Köşe Yazısı
Yas Günlükleri #2
“Paylaşman gereken acıyı iki katına çıkardın, hafifletmen gereken ıstırabı azaba dönüştürdün.” -Oscar Wilde, De Profundis I’m Thinking of Ending Things‘i ben çevirmiş olsaydım, ve biraz da uçarı, ne bileyim gerçek bir edebiyatsever olsaydı başımda, Ömer Lütfi Mete’nin Gülce şiirinde geçen o mısrayı seçerdim başlık olarak: Uçurum Kenarındayım Hızır. Uçurumun kenarı deyince de aklıma hep…
Barış Karamuço, Ağlayan abi, Sinoplu, Bembayaz olan kız ve Babam
Gece 2, can havliyle bağırıyor. Babam. Anlamıyoruz. Dişleri yok, motor bölümü çoktan bozulmuş. O mu, bu mu, şu mu? Yüz-on-iki, diyor. Bozulmamış diye azıcık seviniyor, haldur huldur hazırlanıp, telefonu tuşluyoruz. Ambulans ist… Hastamı… Hastamızın ağ… Evet… Evet, evet va… Hastamızın ağzından kan geliyor. İmam sakal-bıyıklı bir doktor. Önce şaşkınlığını gizleyemiyor sonra güzel bir hastaneye yerleştiriyor…
Sıkılmalısın, sıkılmaya ihtiyacın var, ve hatta, sıkılmak normaldir
Bilgi sahibi olmakla bilge olmak arasındaki farkı düşünüyorum son zamanlarda, sıkça. Komiği, yapılan salaklıklarla hatırlanan 10’lu yaşların sonundan 20’li yaşların ortasına dek bilge biriymişim çıkarımında bulunmam oluyor. Her defasında. Bugün bunun farkına varmam bir profesörün attığı video sayesinde oldu, yarın belki o günlerde yazdığım bir e-postayı yeniden okuduğumda olur, bilemiyorum. (Ve bu şekilde başladığım denemelerde…
Neden Pablo Neruda’dan daha iyi mektup yazamıyorum?
Jane Austen Kitap Kulübü adlı filmde geçen, duyduğum en afili alıntılardan birini bi’ beş sene kadar önce şurada (yazının ortalarına doğru, fotoğraflı) kullanmıştım. (En iyisi filmi de tekrar izlemek, yazı bir bitsin de.) Canım okur, üzülerek hemen belirtmeliyim ki, bu yazı o beş sene önceki yazı kadar güzel olmayacak. Eğer uzun zamandır doğru dürüst bir…
Tam ben de böyle hissediyorum #5 – Thomas Bernhard ve otobiyografik beşlemesi: Bir Çocuk
Bir Çocuk (Çev. Kemal Göztepe) “Hiç kimse bulamadı ve hiç bulamayacak.” -Voltaire Bu alıntıyı çok seviyorum. Alıntının kendisine, anlatmak istediğine ve felsefesine bitiyorum. Bana kalırsa buradaki “bulamama”yı ve “bulamayacağı” hayatımızda en kolay ulaşılabilir olandan tutun da en ulaşılmaz olana dek düşünebiliriz. Burnumu/ağzımı/dişimi bir yaptırsam benden kralı olmayacaktan bir evim olsa şöyle böyle olacağa, 100 bin…
Dirim Ortaklarımız #2 – “Erotologya?” ve Hulki Aktunç
“Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek’e ne buyurulur? Saygıdeğmez kendileri, heykelde cinsellik görüp ‘böyle sanatın içine tükürüyorlarmış’. O tükürük, kendi yüzlerine dönmez mi? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken, Tayyip Erdoğan, bale sanatı için ‘belden aşağı’ deyimini kullanmıştı. Görebildiği tek şey belden aşağı’ydı, baleden aşağıydı da ondan. Bu başkanlar kendi meşreplerince ‘Müslüman’dır ve inançlarını ne derekeye…
Tam ben de böyle hissediyorum #4 – Thomas Bernhard ve otobiyografik beşlemesi: Soğukluk (Bir Dışlanma)
Bu yazıların hepsini (bu söyleyeceklerim hariç) aslında çok önce yazdım, ve peyderpey yayımlıyorum. Bu benim otobiyografik seride en sevdiğim etkilendiğim kitap. (Sevgi için biraz başka şeyler devreye giriyor.) Ancak öteki üç kitap üzerine konuştuğum, kendimin sandığım fikirlerin aslında burada olmasına bir o kadar şaşırdım diyebilirim. * Soğukluk – Bir dışlanma (Çev. Nadide Amasyalı) “Her hastalık,…
Cemal Süreya: Bir Nesir Ustası
“Güzel denen şey, biraz da o şeyi güzel bulduğumuz ya da güzel bulmaya hazır olduğumuz için güzeldir.” –C. S. İpek’ten bir mesaj. Can’da indirim var. Koş. Koşmadım, ağır ağır, hantal hantal yürüdüm, sürüm sürüm sürüdüm ayaklarımı. Son günlerine dek. Kitaplar, okunmamış kitaplar çoktandır baskı oluşturuyordu üzerimde. Bakasım yoktu, hızlı hızlı aşağıya indim. (Elbette indirimler internetteydi.)…
Tam ben de böyle hissediyorum #3 – Thomas Bernhard ve otobiyografik beşlemesi: Soluk (Bir Karar)
Soluk – Bir Karar (Çev. Ebru Omay) “İnsanlar ölümü, yoksulluğu ve bilisizliği (cahilliği) aşmakta aciz kaldıklarından, bunları düşünmemekte uzlaşmaya varmışlardır.” Sevgili Ebru Omay’ın bilisiz çevirisini çok beğendim. (Parantez içini ben ekledim.) Ölüm ve yoksulluğu aşma sanırım her kültürde aynı anlama çıkabilir. Daha sağlıklıyız diyemesem de artık daha yaşlı ölüyoruz (kimileri buna ölemiyoruz bile diyor) ve…









