Resmi olarak bu blogu açalı 7 sene olmuş, hatta geçmiş bile. Şimdi gelin oturun şöyle -heeeh, şöyle- size birkaç şeyden bahsedeyim.
Daha önceleri başka ortak blog çalışmalarımız olmuştu birkaç kişiyle-epey küçüktük ve yazmayı pek bilmezdik (sanki şimdi çok büyüğüz ve çok biliyoruz ya, neyse), güzel günlerdi. Başka bloglara misafir yazar olarak da yazdım bir süre, hatta kimsenin bilmediği, başka bir takma adla yazdığım seyahet yazılarıyla epey para bile kazandım. (Sürpriiiiz!) Ve dahi, bu blogda da bir sene (2010’da) Eren’le birlikte yazdık. Şimdi nereden esti de bunları anlatıyorsun diyeceksiniz durduk yere, e yedi sene olmuş sayın izleyici 7 be, ne olsun, nankörlük etme de biraz hikâyemizi, daha doğrusu senin hikâyeni dinle bakalım.
Sanırım 2011’den beri izleyici sayımı dert etmiyorum. Eskiden blogları takibe alıp, yorum atar, okuyucu sayımı çoğaltmaya çalışırdım. (Şaşırma yahu!) Ama işte, şu aralar bu durumu hiç önemsemediğimden, hatta ne kadar az o kadar iyi diye düşündüğümden, eskiden -nezaketen de olsa- beni izleyenleri geri izlediğim hâlde, şu aralar onu bile yapmıyorum inanır mısın. (Yani elbette ilgimi çeken bir şey olmadığı sürece, yoksa neden okumayayım sizi sevgili okuyucum, biz büyük blog değiliz, kıymet biliriz =P)
Bu yazıyı yazarken tam 243 kişi, tam 243 beni tanımayan kişi (sanırım 3 ya da en fazla 4 kişi yüzümü görmüştür) hiçbir şey yapmadan beni, yazdıklarımı kâle alıp, izleme ihtiyacı duymuş. Bunu gururla söylüyorum çünkü ne başka bir sosyal medyadan reklamını yaptım, ne kendi fotoğrafımı koydum, ne de beni tanıyanlara bu blog’dan bahsettim. Bu, her ne olursa olsun başarıdır. Çok teşekkür ediyorum size buradan. Şöyle bir baktım da neler geçirmişiz beah.
Elbette ki bu 243 kişinin tamamı beni okumuyor, izleyici sayısı fazlaca yanıltıcı bir şey. Örneğin, bu bloga izleyici olarak katılmayıp takip edenlerin olduğunu da biliyorum. Kabaca hesapla 243’ün 100’ü okuyordur, 20 kadar kişi de dışarıdan takip ediyorsa bu bana eder 120 kişi. 120 kişiye ben bir şeyler yazıyorum, hem de senede yazdığım yazı sayısı neredeyse 10’u geçmiyor ve buna rağmen beni, ısrarla, yazdıkça da olsa okuyor olmanız çok ama çok sevindirici. Canımsınız. Zaten hiçbir zaman çok fazla yazı yazan bir insan olmadım ama son senelerde iyiden iyiye salmaya, iyice delirmeye başlamama rağmen buralara bakan güzel insanlar aslında bu yazıyı size yazıyorum, var olun.
He, siz olmasanız ne olurdu belki ben daha çok saçmalardım, daha içten-içimi yazardım, birçok sildiğim hatta utandığım yazılarım hâlâ yayınlanmış olurdu falan filan. Ama artık size karşı hep bir sonraki yazımın bir öncekinden daha iyi olması gibi bir yük var üzerimde, ve belki de bu yüzden yazamıyorumdur. Ve bu sayede (yüzden değil, dikkat) daha iyi yazmama vesile olduğunuz için bir kez daha minnettarlığımı belirtmek isterim. Ben izleyici sayımın 100 olduğu gün bir şey başarmış gibi sevinmiştim ama asıl mesele o değil, değilmiş yani. Seni ne kadar içselleştirenlerin olması, ne kadar benimsenmiş olmanmış, bunu anladım bu 7 senede.
Her neyse, belki ileride yazdığım yazıların sayısı daha da azalacak (belki de artabilir de bilemeyiz) ama şu var ki bu blog ben yaşadığım sürece var olmaya, saçma sapan şeyleri dert etmeye, biraz bahsedilmeyenlerden bahsetmeye devam edecek.Şimdi yedi sene boyunca sevdiğim yazıları şuraya iliştireyim:
2009 Mesela şu yazı biraz çocukça olsa da, yaşanılan hisler hâlâ aynı. 7 senedir bir gram değişme yok. 2010’da karavan filan alacağımdan bahsediyormuşum yorumda, hahahah.
2010 En çok bir şeyler karaladığım ve yırtındığım yılmış, seçmesi zor oldu “kadın vs. adam”, “annecim beni seviyor musun”, “dünyanın en kırmızı yanaklı insanı”, “rüya” ve hâlâ aynı şekilde düşündüğüm halde koymadığım “kendini artık tanıyamamak zırvası” (bu da 6 senedir değişmemiş, bazı düşünceler hiç değişmiyor gerçekten) gibi yazılarla çekişti ama sonuçta bunda karar kıldım.
2011 Bu sene epey boş yaptığım bir yılmış, kısa kısalarla geçirmişim. Güzel kısa-kısalarım var ama onlarla sizi boğmak istemediğimden bu yazıyı koydum. Aslında 2011 benim için çok önemli bir yıldır, hayata yeniden başlamıştım, sonra 2017’ye geldik neredeyse ve gene yeniden başlıyoruz, sürekli bu hâl, hep böyle. Şikayetim yok.
2012 Kendimden bir şeyler yazdığım için bu yazıda bunu koyuyorum ama o zamanlar daha cigaraya filan düşmemişken neyin kafasıyla yazdığımı anlamadığım şu yazıyı da okumanızı isterim. Ya inanılmaz sarhoştum ya da yaratıcı.
2013 Bu yıl en çok kitap okuduğum sene olabilir. O yüzden ve bu sorun hâlâ devam ettiğinden bunu seçtim.
2014 Ne aşk adamıymışım bre, hahaha, güzel tespitler de yazmışım arada hani.
2015 Gorki üzerine yazdığım yazı belki de en detaylı yazılarımdan birisi ama şu tükürük mevzusu hâlâ sinirimi bozduğundan onu seçiyorum.
2016 Bu yıl topu topu 8 yazı yazmışım (bu hariç), seçmek bu yüzden hem zor hem de kolay. Zaman meselesini kafama taktığım için bu yazıyı seçtim sayın okuyucu.

Buster nerelerdesin😊 yoksun bir süredir, merak ettim. Yine geldim ben🙃
‘Kafamı dinliyorum, bi rahat bırak’ diyor olabilirsin şu anda okurken🙃
Şu anda yorum yazarken eklediğin coverı dinliyorum, bir yandan yeşil çayımı içiyorum(tadı hiç güzel değil😒)
Ne güzel çok eskiden başlamışsın blog yazmaya. Bir arkadaşınla da yazmışsın. İyi anlaştığın kişilerle yazmak güzel olabilir. Ben de Sinan’la çalışmaktan keyif alıyorum.
Ben 2019’da başlamıştım ve kimseyi tanımıyordum, takip etmiyordum. Bir sene sonra biraz takip etmeye başlamıştım. Takip meselesinde ben de senin gibi düşünüyorum ve önemsemiyorum. Herkesi takip etmek istemiyorum. Eski bloglarımda o kafadaydım. Yeni bloğumu açtığımdan beri sadece canımın istediği hoşuma giden blogları takip ediyorum, böyle çok rahatım.
Bu arada blogtan para kazanan kimseyi duymamıştım, tebrik ederim. Önceki bloglarımda seni tanımak isterdim. Bu bloğumda tanışmamızın da başka bir armağanı vardır diye düşünüyorum. Zamanlamaya çok inanırım çünkü😊
Çok güzel, farklı yazıyorsun. Bazı yazılarını anlamayıp birkaç defa okuduğum oluyor(bu seninle ilgili değil, ben bazen -çoğu zaman- anlamıyorum, sen bana bakma🙃🤦♀️😄)
Blog yazmak bana iyi geliyor, çok tatlı insanlar da tanıdım(sen de bunlardan birisin) İçimdekileri döküyorum, canım ne isterse yazıyorum.
Ayrıca bir noktada sana katılmıyorum Buster🙃 Bence yazarken saçmalayabiliriz, ben bazı yazılarımda saçmalıyorum, yani saçmalamak da güzel bence. Yazında öyle bir cümle geçtiği için yazdım. İstediğin gibi yaz, ki seni biraz tanıyabildiysem zaten içinden gelmeyen bir şeyi yapmazsın. Özgür ruhlu olduğunu düşünüyorum. Yazıyı bıraktım, psikolojik analize başladım hadi bakalım🤦♀️🙃 Bu analiz konusunda iyiyimdir ama umarım sana yazdıklarımda yanılmıyorumdur.
Ben yazana kadar cover bitti, yeşil çay bitti. Ben hala cümleleri toparlamaya çalışıyorum. Yalnız yazının içindeki linklere bakamadım henüz, onlara da başka bir zaman dilimi içinde bakacağım, hemen tüketmeyi sevmiyorum😊
Sen hep yaz, ben okurum(geç keşfetmiş olsam da) Çünkü bayağı iyisin. Öykü yazıyorsun diye anladım ben geçen yazılarından, birini okumayı çok isterdim. Seni okuyan belli kişilerin içinde ben de varım😊
Sabah sabah ne çok yazdım, konuştum. Okurken Cherry başım ağrıyor, bu yazı ne deme -diyebilirsin de- 😄
Günün çok tatlı geçsin😊
Çeri selamlar, ve elbette her zamanki gibi tatlı sözlerin için çok çok teşekkürler. Dediğim gibi eski post’lara gelen yorumlar mail olarak düşmediği için göremiyorum hahhaha. Desteğini hissediyorum, çok çok sağ olasın.
Bana öyle arada sessizlikler çöker, bir gün bu alemin kralı falan sanırken kendimi sonra en aşağılığı gibi hissederim ve bu his de normaldir, olağandır benim için, yer etmiştir. Belki o dönemlerimden birindeyim, kim bilir. Geçer ama.
Sevgiler.